google

Google Nasıl Yönetiliyor?

Son dönemde okuduğum en güzel yönetim kitaplardan biri, Google Nasıl Yönetiliyor? adını taşıyor.

Türkçesi Timaş Yayınlarından çıkan bu harika kitap, Google’ın yönetim sırlarını paylaşıyor. Kitabı yazanların, (Eric Schmidt ve Jonathan Rosenberg), Google’ın üst düzey yöneticileri olması kitabı daha anlamlı hale getiriyor. (Bu kitabı yayınladıkları için Timaş’a da teşekkür etmek isterim.)

Google, dünyanın en başarılı ve değerli şirketlerinden biri. Böyle önemli bir şirketin, yönetim yapısı ve şekli hepimize ışık tutacak çok önemli bir konudur. Bu yüzden kitapta aldığım notlar, sadece benimle kalsın istemedim. Yorumlarımı da ekleyip, sizinle paylaşmak istedim.

Not: Bu yazıda kitabı, özetlemeyi amaçlamıyorum. Kitapta aldığım notlara, yorumlarımı ekleyerek sizlere aktarmak istedim sadece.
1.“Doğru insanları işe alıp, yeterince büyük hayaller kurarsanız, nihayetinde hayaller gerçekleşir. “(Larry Page, Google Kurucu Ortağı)

İş hayatında belki de en önemli konu, doğru insanları işe almak. Çünkü parayı kazandıran sadece makinalar, fabrikalar, binalar değildir. Asıl değeri üreten, doğru insanlardır. Doğru insanları bulabilen ve onları tutabilen şirketler başarılı oluyorlar. Doğru insanlar vurgusu önemli, çünkü tek bir doğru insanla, bir şirket başarılı olamıyor. Sevdiğim sözlerden biri “ Ne kadar yetenekli olduğun önemli değil, takımın kadar güçlüsün”

Doğru insanları bulmak kadar, tutmak da zor. Büyük hayaller kurmak bu açıdan büyük önem taşıyor. Doğru insanları bir araya getirir, önlerini açar ve birlikte büyük hayaller kurarsanız, iz bırakırsınız.

2.“Google’ın kurucularının en önemli prensibi, kullanıcının faydasına çalışmaktı. Kaliteli hizmet verdikleri takdirde, para mevzusunun kendiliğinden hallolacağını düşünüyorlardı.”

Bir marka için en önemli konulardan biri, değer üretmektir. Müşterileriniz bunun için size para öder. Onların hayatlarına anlam kattığınız, hayatlarını kolaylaştırdığınız oranda değerlisiniz.

Google, hayatımızı kolaylaştırdığı, bize fayda sağladığı için değerli. İstediğimiz bilgilere kolay ulaşmasak, her aramada faydasını hissetmesek, hiçbir anlamı olmaz. O yüzden başarılı olmak için önce müşteriden başlamak gerekiyor. Onun kalbini fethedebiliyorsanız, para kazanmak çok kolay. Onu kalbini fethetmeden, mutlu etmeden sürdürülebilir şekilde para kazanmak, dünyanın en zor işi. Henüz bu konuda başarılı olan bir şirket olmadı. Olması da mümkün görünmüyor. Müşteri olmadan, markanın hiç anlamı ve değeri yoktur.

3.“Google kurucuları, çalışanlar için rahat bir çalışma ortamı ve işlerin yolunda gitmesi için iletişimde kalmak dışında pek bir şey yapmadılar.”

Doğru insanları işe alıp, rahat bir çalışma ortamı oluşturduğunuzda işlerin yürüdüğünü görüyorsunuz. Fakat asıl maharet, bu ortamı oluşturmak.

Bu ortamı oluşturabilmek için geriye çekilmeniz, egonuzu yenebilmeniz, çalışanlarınıza hareket alanı bırakmanız gerekiyor. Çoğu şirket bunu başaramıyor, şirketin içine girdiğinizde hakim duygunun korku olduğunu görüyorsunuz. Korku ile yönetilen şirketler eninde sonunda başarısız oluyorlar. O yüzden çalışanların mutlu ve huzurlu çalışacakları bir ortam oluşturmak, yöneticilerin en önemli görevlerinden biri.

4.“Google’ın rakipleri, Google’ı tahtından indirmek için çok çaba harcadılar. Başarılı olamadılar. Ürünler kötü değildi, fakat Google hepsi için çok iyi hazırlandı.”

Başarılı olmaya başladığınızda dikkat çekmeye başlarsınız. Rakipleriniz size alt etmeye çalışırlar. Önünüzü kesmek için çaba sarf ederler.

İş hayatı bir maratona benziyor, yarışın başında kaçıncı sırada olduğunuz önemli değil. Önemli olan yarışı kaçıncı sırada bitirdiğinizdir.

Siz güzel işler yapabilirsiniz, fakat rakipler de boş durmazlar. İlginç olan, bazen gerçek rakiplerinizin farkında olmazsınız. Nokia, 10 yıl önce Apple’ı rakip olarak görmüyordu. Fakat, Nokia’nın sonunu Apple getirdi. Şu an birileri markanızın sonunu getirebilecek çalışmalar yapıyor olabilirler. O yüzden her an tetikte olmak, kendimizi yenilemek ve hazırlı olmak gerekiyor.

Su uyur, rakip uyumaz.

5.“Sadece pazarlama gücüyle başarılı olmanız mümkün değildir.”

Marka ve pazarlama yöneticilerinin içselleştirmesi gereken en önemli konulardan biri, bu konudur. Markanızın başarılı olması için pazarlama çalışmaları yapmanız yetmez.

Markanız, tüketiciyle her temasında test edilir. Marka bir bütündür. Bizim işimiz bu bütünü başarılı bir şekilde yönetmektir. Günümüzde sadece pazarlama gücünüzle, reklam kampanyalarıyla başarılı olamıyorsunuz.

Müşterilerinizin size para ödemeye devam etmesi için, sürekli güncel olmanız onların ihtiyaçlarını anlamanız gerekiyor. Yeter mi? Tabiki yetmeyecek. Müşterinizin size söylemediklerini de duyabilmeniz, onların hayatını farklılaştırmanız gerekiyor.

Google ve Apple’ı bugüne getiren pazarlama çalışması yapmaları değildi. Müşterilerinin hayatını, yeniden şekillendirdiler. Onların hayatının ayrılmaz bir parçası oldular. Bunu sadece pazarlama ile başaramazsınız. Bu yüzden marka bir bütündür. Önemli olan bu bütünü anlamlı bir şekilde yönetmektir.

6.“ Google’da öğrendiğimiz çoğu dersi zor yoldan öğrendik. Uzun toplantılar, bitmeyen kavgalar ve hatalarla öğrendik.”

İş hayatında genel olarak “davulun sesi uzaktan hoş gelir.” Büyük başarılara ulaşmış şirketlerin, yaşadıkları problemleri, çıkmazları, zorlukları pek bilmeyiz. Mesela Google’ın iyi bir fikirden dolayı çok para kazandığınızı düşünürüz.

Aslında arkada çok farklı parametreler vardır. Başarılı olmuş her şirket ciddi virajlardan dönmüş, birçok sıkıntıyı başarıyla atlatmıştır. Google’ın başarılı olduğu kadar, başarılı olamadığı alanlar da var. Başarısız olup, piyasadan kalkan birçok ürünü var.

Büyük başarılara sahip şirketlerin belki de en temel yetenekleri, değişime uyum sağlayabilmeleri. Değişime uyum sağlayamayanlar ise, büyük olsalar da kaybediyorlar. Şirketinizde yaşadığınız sorunları, birçok markanın da yaşadığından emin olabilirsiniz. Zaten farkı oluşturan bu sorunlar karşısında ne yaptığınız. Bu sorunları nasıl aştığınız ?

7.“ Google’da çalışanlar başkalarının sorunlarını çözmek için de çaba sarf ederler. Bunu sağlayan ise, Google’ın kültürüdür. “

İşin en zor kısımlarından biri “biz bilinci” oluşturmak. Aynı takımın parçası olabilmektir. İşte bu noktada markanın kültürü devreye girer.

Markanızın kültürü, çalışanlarınızın markayı sahiplenmesini sağlıyorsa güçlüdür. “Bu iş benim değil”, bakış açısı markalara zarar veriyor. Çalışanların büyük resmi görmesini sağlamalısınız. Büyük resmi görebilir ve markanın yönetim sürecinin bir parçası olabilirlerse, markanızın başarısı artar.

Kitapta, Google’ın gelirinin %70 ini oluşturan reklam modeliyle ilgili bir sorun ve reklam ile hiç ilgisi olmayan çalışanların bulduğu bir çözüm yer alıyor. Google’ın kültürü hakkında çok güzel bir örnek teşkil ediyor.

8.“Hippo’lara teslim olmayın. Google’da kim olduğunuz değil, ne yaptığınız önemlidir.”

Hippo, ( Highest Paid Person’s Opinion ifadesinin kısaltması. “Maaşı en yüksek kişinin fikri” anlamında kullanılıyor. ) Bir markayı büyük yapan noktalardan birinin, karar verme sistemleri olduğunu düşünüyorum.

Birçok örnekte, Google kurucularının çalışanlarını ikna etmek için göstermiş oldukları çabayı görüyorsunuz. Google kurucuları “ben böyle düşünüyorum, siz bu şekilde yapın” diyebilirlerdi. Fakat o zaman Google olamayacaklardı. Sizin şirketinizde kimin fikri kabul ediliyor? Maaşı yüksek olanların mı, gerçekten en doğru fikri sunanların mı? Markanız için önemli bir test noktası, burasıdır.

9.“Bir şirketin karakteri orada çalışanların özeti gibidir.Üç kağıtçılardan kurtulun. Ama Divaları koruyun.”

Çalışanların karakteri, marka hakkında çok fikir veriyor. Çoğu zaman bir departmanın başındaki kişinin karakterinin, departmanın yapısını, çalışanların davranışlarını etkilediğini gözlemliyorum. Departmanın yöneticisinin kişiliği, tüm departmana siniyor.

Çalışan seçiminde karakter çok önemli. Çalışanın karakteri hem uyum açısından hem de temsil açısından büyük önem taşıyor. İnsan kaynaklarının bu konuya özel ilgi göstermesi gerekiyor.

“Üçkağıtçılardan kurtulun, divaları koruyun” deniliyor. Cümlenin ikinci kısmı ilginç. Çünkü diva ile kast edilen egosu yüksek, zor insanlar. Şirketimizde bu tür insanlar da olacak. Bu insanlar egolarına rağmen, şirkete değer katan insanlar. Bu yüzden egolarını tolere etmemiz gerekiyor. Yani sadece sevdiğimiz insanlarla çalışmayacağız. Haz etmesek bile, markamıza katkı sağlayan insanları da ekibimizde tutmamız gerekiyor.

10.“ Çok çalıştığınız halde hiç keyif almıyorsanız, bir şeyler yanlış gidiyordur. Ne kadar eğlenirseniz o kadar iş yaparsınız. ”

Hayat, işimizden ibaret değil. İşiniz size keyif vermiyorsa, başarılı olma şansınız azalıyor. Keyif almadığınızda işiniz, eziyet vermeye başlar.

Başarılı insanlar, yaptıkları işi daha keyifli hale getiriyorlar. İşin keyifli hale gelmesinde; ekip uyumunun, yöneticilerin davranışlarının büyük etkisi var. Yaratıcı, donanımlı, zeki insanlar yaptıkları işe anlam yükleyip, keyifli hale getiriyorlar.

Google Nasıl Yönetiliyor?” kitabı ile ilgili yazılacak daha çok şey var. O yüzden bu yazıda bir kısmına değindim. 2. yazıda devam etmeyi planlıyorum.

Kitabı alır, okur ve içselleştirirseniz çok faydasını göreceğinize inanıyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Görsel kaynak: Says.com

Markafikirleri, çağı yakalayan, yeni nesil bakış açısına sahip bir anlayışla marka yönetimi, dijital, iş dünyası hakkında içerikler üreten fikir ve danışmanlık platformudur. Değişen çağa uyum sağlamak, fırsatları değerlendirmek ve dijitali etkin kullanmak isteyenler markalar için bilgiler paylaşır. Eğitim ve Danışmanlık ile ilgili iletişime geçmek için Tıklayın...

Bir Cevap Yazın

İçeriklerimize vakit ayırmanıza sevindik. İletişim bilgilerinizi bırakırsanız, eğitimlerimiz ve danışmanlıklarımızla ilgili detaylı bilgi verebilir, daha faydalı olabiliriz.

Adınız (gerekli)

Epostanız (gerekli)

Telefon Numaranız (gerekli)

İletiniz (gerekli)